Hepimiz zaman zaman her şeyin üst üste geldiği, şehir gürültüsünün zihnimizin içine sızdığı o boğucu haftalardan geçeriz. Geçtiğimiz günlerde tam da böyle bir ruh hali içindeyken, ani bir kararla rotamı köye çevirdim. Şehirden uzaklaştıkça asfaltın yerini toprağa, korna seslerinin yerini rüzgara bırakması meğer ne büyük bir ihtiyaçmış.
Yol boyunca acele etmedim. Bir kenarda durup çay içtim, yol kenarındaki hayvanlarla selamlaştım. Zihnim yavaşladıkça bedenimin de hafiflediğini hissettim. Köye vardığımda beni karşılayan o tanıdık ev kokusu, aslında kendime dönüşümün ilk sinyaliydi.
Doğanın Sabır ve Cömertlik Dengesi
Ertesi sabah horoz sesleriyle, serin bir havaya uyandım. Bahçede yürürken her ağacın kendi hikayesine tanıklık ettim. Elmalar henüz hamdı, armutların ise zamana ihtiyacı vardı. Doğada hiçbir şey acele etmiyordu, ancak her şey vaktinde oluyordu.
Bahçenin en sonunda ise o büyük karadut ağacı duruyordu. Dalları, siyaha çalan mor meyvelerle ağırlaşmıştı. Yanına yaklaştıkça o iştah açıcı görüntüye dayanamadım ve başladım dalından yemeye. Ama karadut, tadı kadar iziyle de meşhurdur…
“Karadut Lekesini Kendi Yaprağı Çıkarır”
Kısa süre içinde ellerim, dudaklarım, hatta burnum masmavi, mor bir renge boyandı. Meyve ne kadar lezzetliyse, bıraktığı iz de o kadar inatçıydı. Lavaboya koşup ellerimi sabunla defalarca yıkadım, ovaladım ama nafile; renk bir türlü çıkmıyordu. Tam o sırada, mutfaktan yükselen sakin bir ses duydum:
“Boşuna uğraşma evladım, karadut lekesini ancak kendi yaprağı çıkarır.”
İnanamayarak bahçeye döndüm, ağaçtan bir yaprak kopardım ve lekeli yerleri ovmaya başladım. Gözlerime inanamamıştım; dakikalardır sabunla çıkmayan o inatçı lekeler, bir yaprağın dokunuşuyla saniyeler içinde silinip gitti.

Çözümü Nerede Arıyoruz?
O an durup düşündüm. Bir ağaç düşünün; meyvesiyle leke bırakıyor, yaprağıyla o lekeyi temizliyor. Problem de çözüm de aynı dalın üzerinde.
Aslında hayatımız da tam olarak böyle değil mi? Bir sorunla karşılaştığımızda, kalbimizde bir “soru işareti” oluştuğunda hemen dışarıya bakıyoruz. Çözümü başkalarında, uzaklarda, pahalı yöntemlerde veya karmaşık yollarda arıyoruz. Oysa doğanın bize fısıldadığı o büyük sır çok basit:
-
- Çözüm, sorunun doğduğu yerdedir.
-
- Yara neredeyse, merhem de oraya yakındır.
-
- Kendi içimizde düğümlediğimiz bir sorunu, başkasının elleri çözemez. O zaman; Bakışını Değiştir, Çözüm Basitleşsin
O hafta sonu bittiğinde masamdaki işler veya hayatımdaki sorunlar yok olmadı. Ama benim onlara bakışım değişti. Artık biliyorum ki; her çözüm dışarıda, her şifa uzakta değil. Bazen tek yapmamız gereken, bizi lekeleyen o “meyvenin” hemen yanındaki “yaprağa”, yani kendi yanı başımıza bakmayı öğrenmek.
Bazı cevaplar bizde saklıdır. Sadece bakmayı, görmeyi ve kendi yaprağımızı koparmayı bilmemiz gerekiyor.
Sizin de “kendi yaprağınızla” çözdüğünüz, dışarıda arayıp da içinizde bulduğunuz bir hikayeniz var mı?
75 Responses
Şehir gürültüsünden karadutun sessiz bilgeliğine uzanan bu yolculuk beni çok etkiledi. ‘Problem de çözüm de aynı dalın üzerinde’ cümlesi, son zamanlarda yaşadığım pek çok çıkmaz için rehber niteliğinde oldu.Şifa gerçekten de yanı başımızdaymış. Karadutun lekesiyle yaprağının o muazzam dengesi, hayatımızın özeti gibi. Dışarıdaki gürültüyü susturup kendi içimizdeki ‘yaprağa’ odaklanmamız gerektiğini hatırlattı bana. Çözümü uzakta aramayı bırakanlar için çok ilham verici bir yazı.
Çözümü uzakta aramayı bırakmak… ne güzel bir cümle…
Aslında bir anahtar tüm problemlerin kilidini çözen…
merhabalar
bir yanıbaşında çözümüde tıpta mevcut. tatlı bir meyve olan karadut şekeri yükseltiyor. şekeri düşüren ilaçlardan biride dut yaprağından yapılıyor. ilaç sektörü oluşmadan önce insanlar dutu yemeyi fazla kaçırırlarsa yaprağından çay yapıp tüketirlermiş. çözümü nerede bulacağından emin olmak ne büyük konfor
Bazen insan kendi probleminin çözümünü dışarıda arayabiliyor. Oysaki şifamız karadut gibi tam da kendi içimizde saklı 🍃
merhabalar
insan en zor en yakınını görüyor acı olanda bu. bilen bakabiliyor hayatın gerçeklerini 🙂
İnsan problemle karşılaştığında doğru soruyu sormadığından olabilir mi?
Ne yapabilirim sorusu insanı çözüm için düşündürmez mi?
Bunu öğrenmek çok işime yarayacak 🙂
Dut lekesini sabunla çıkarmaya çalışan biri olarak 🙂
Değil mi ben de her karadut yediğimde bu yazıyı hatırlayacagım 🙂
Yazı gerçekten hepimize çok şey hatırlattı. Hem karadut yediğimiz de lekesini nasıl çıkaracağımızı,
hem de problem karşısında ne yapmamız gerektiğini öğrenmiş olduk.
Ben de okuduğumda şaşırdım. Hem karadut lekesini çıkarmayı öğrenmiş oldum hem de problemlerimin çözümünü yeniden bu bakışla değerlendireceğim.
:)) kesinlikle
Büyük ihtimalle hiç çıkmayacak hale dönüşmüş olmuştur :))
Çözüm aslında hemen yanı başımızda, burnumuzun ucunda. Ama insan burnunun ucunu göremiyor. Doğa bize çok şey anlatıyor, bakmayı bilene.
Bilgi yarışmalarında cevap bu kadar basit değildir diyen insanlar geldi aklıma! “Cevap sorunun içinde saklı”
Okulda zayıf not aldığımda benim dışımda herkese pay dağıtırdım. Oysa tek sebebi yeterince çalışmamış olmamdı 😊
🙂 İnsanın yalnız olmadığını bilmeside güzel. Böyle bir konuda bile olsa:))
Kanıtlar bir probleme daha farklı bir açıdan yaklaşma bilinci oluşturuyor… teşekkürler
Ne muhteşem bir birliktelik. Meyve ve yaprağı arasındaki senkronizasyon. Aynı meyvenin fayda veren kısmı sende kalıyor ama sana zarar veren kısmını temizleyecek sistem yanına konabiliyor. Problemin çözümünü insan hemen yanıbaşında olabileceğini kabul etmekte zorlanıyor ama ne kadar da net bir ispat konmuş. Biz hayatımızda o kadar alışmışız ki başkalarını suçlamaya, çözümleri dışarıdan beklemeye.. Gerçekten etkileyici bir yazı.
Bu yazıyı okuyunca aklıma düşen karı kocanın kavgası sonrası olan çocuklara olur.Anne kocasına sinirlenir çocuğuna sabrı kalmaz çözümü başka yerde hep ararız.
Evet düşününce gerçekten öyle. İnsan problemini kimle yaşadıysa onunla değil de sanki kime gücü yetiyorsa onunla çözmeye çalışıyor gibi.
merhabalar
insan problemi kimle yaşarsa yaşasın değil karşıya keşke hep kendine bakabilse dahada yakına ne güzel olurdu 🙂
Bu satırlar bana şunu düşündürttü:
Çoğu zaman çözümü uzağa koymak, sorumluluğu da uzağa koymak oluyor. İnsanlar sorumluluktan kaçmak istedikleri için mi çözümü uzaklarda arıyor?
Belki de … Bazen de çözümün bu kadar basit olabileceği aklımıza gelmiyor 😉
Birde problemimiz küçük olsada zihnimizde çok büyütüyor ve çözüm yokmuş gibi davranıyor olabilir miyiz acaba???
Bazen de sorunu tam olarak tanımlayamayabiliyoruz bu da çözümü farklı yerlerde aramamıza sebep oluyor.
Aslında bazende sorunu bulmak mümkün olsa da, insan problemi kabul etmekte zorlanıyor…
Peki insanın problemini belirledikten sonra onu kabul etmesine engel olan nedir?
Tespitiniz çok kıymetli. Çözümü uzaklara, karmaşık yöntemlere veya başkalarına yüklemek; aslında kontrolü kendi elimizden çıkarmaktır. İnsan zihni, sorunun kaynağına (kendine) bakmanın getireceği o dürüst yüzleşmeden kaçınmak için bazen çözümü ulaşılamaz kulelere saklar.
Ancak sorumluluğun olmadığı yerde çözüm de gelişemez. Çözümü uzağa koymak, ‘bu durumun benimle ilgisi yok’ demenin bir yoludur. Karadutun bilgeliği tam da burada devreye giriyor: Lekeyi (sorunu) sahiplendiğimiz an, yanı başımızdaki yaprağın (çözümün) gücünü fark ederiz. Sorumluluk almak, ağır bir yük değil; aslında şifanın anahtarını eline almaktır.
Bu farkındalığı bizimle paylaştığınız için teşekkürler.
Evet…
Çözümü bulduğumda, problemide kabul etmiş oluyorum… Bu da insanın egosuna pek de uygun olmaya biliyor.
Sorumlulktan kaçmak kolay olan tabii sorun bende değil eşimde, ben aslında süper bir eşim ama kocamda sorun var, o düzelse dünya değişir 🙂 emin miyiz?
Her zaman problemin sebebinin benim dışımda olduğumu düşünmek kolay olan çünkü… Yeter ki birileri sebep oldukları sorunları çözsün. Kendimi sadece aynı sorunlara sebep olan kişilerle arkadaşlık etmekten dolayı rahatsız hissediyorum. Sorunları çözmektense insanları hayatımızdan çıkartmak daha kolay geliyor hepimize. Aynı bir önceki yazıda (https://deneyimseltasarimogretisideneyim.com/kar-taneleri/) birleşememenin kronikleşme sebebi olmasını hatırlattı bana
Birleşmek ne kadar zor. Sorunların sebebini dışarda aramak insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Bana bir önceki yazıyı hatırlattı. https://deneyimseltasarimogretisideneyim.com/kar-taneleri/
Ne güzel söylediniz… “problem başkasındaysa değişmesi gereken de o, o zaman. Benle ilgili değil yani.” dediği an insan rahatlatıyor kendini. Ve sorunu çözmek için birşey yapmasına gerek kalmıyor. Şikayetten başka tabi…
Halbuki ne güzel açıklanmış çözümün nerede saklı olduğu: “Bazı cevaplar bizde saklıdır. Sadece bakmayı, görmeyi ve kendi yaprağımızı koparmayı bilmemiz gerekiyor.” Demek ki her problem, çözümüyle aynı dalda saklı. Mesele karaduta yakından bakmak yerine azıcık uzaklaşıp ağaçtaki yaprağı fark edebilmekte. Peki insan nasıl fark edebilir hale gelir?
merhabalar
insan biraz sorumluluk almak istemiyor birde sorumluluk alsa başına gelecek hayatın güzelliklerinden habersiz. bilseki öğrendiği gerçek onu üstün kılacak. sorumluluk almaya gönüllü olur
Gerçek çözüm en yakınımızda gözümüzün önünde.
Keşke bilselerdi…
Şifa gerçekten yanı başımızda ama insan problemi de çözümü de dışarda arıyor çoğunluk. İşimize gelmiyor çoğu zaman bunun için ben ne yapabilirim diye bakmak. Daha kola oluyor dışardakini suçlamak. Halbuki problem bendeyse çözüm de ben de ve o zaman çözümü dizayn etmek de benim elimde ve o zaman çözmek de daha kolay… Keşke hatırlasak 🙂
Birine sorunu çözülmeye çalışmak kendinin çözmesinden daha zor aslında:)
Kesinlikle… keşke hatırlasak:)
Isırgan otunun kalıntısı hemen dibinde çıkan kaldırık otunun yok etmesi gibi…
Her çözüm de insanın kendisinde aslında.
Mesela yıllardır çevremizdeki insanları suçladık.. Ama bir çözüm elde edebildik mi?
Hayır!
O zaman birde kendimize baksak? Bir de bu yöntemi denesek mesela:))
Bak bu ısırgan otununun çaresinin yanıbaşında olduğunu bilmiyordum. Doğa insana aslında herşeyi nasıl da öğretiyor azıcık dikkat etsek…
Doğadan deneyim trensferi:)
Ne kadar kıymetli değil mi?
Isırgan otu ile kaldırık otuna bakarak şifamızı çok uzakta değil hemen yanıbaşımızda aramamız gerektiğini hatırlattı 😉. Teşekkürler
Keşke bu bilgiyi daha önceden biliyor olsaydım. O zaman geçen yaz çektiğim ısırgan otu acısını çekmek zorunda kalmazdım. Saksım da azıcık bitkiler yetiştirmeye çalışırken, balkonda bitkilerin dibinde bir ot belirdiğini fark ettim. Her zamanki gibi otu koparmaya çalıştım, ama o sırada elimde dayanılmaz bir acı hissettim. Bir de ne göreyim meğersem o Isırgan Otu! Etrafımda başka otlar da vardı. Dikkat etsem, o ısırgan otunun yanındaki şifayı belki görecektim. İşte bilmek gerçekten çok önemli, bu da buna çok güzel bir ispat oldu 🙂
geçmiş olsun. Kötü bir deneyim olmuş. Neyseki bundan sonraki süreçlere transfer edebileceğiniz bir deneyiminiz var artık 🙂
Bu bilgide ne kadar kıymetli… Teşekkürler 🙂
Gerçekten ne kadar az düşünüyoruz, ilişkilendiriyoruz… Daha öğrenecek çok şeyimiz var… 🌸
Sorunlarının cevabını artık sorunun dibinde arayacağım. Ne garip değil mi çok yakında ama gizli..
Çözümün kendinde olduğunu kabullenmek çok zor. Ben bu zamana kadar hep onlar değişsin, onlar düzeltsin istedim ama olmadı. Umarım kabullenip bir an önce ilerlerim. Güzel yazınız için teşekkürler
Evet, çünkü başkalarını değiştirmek daha kolay gelir bize. Biz şöyle yap, böyle konuş deriz onlarda düzelir diye umduk… oysa tüm kilit insanın kendindeymiş. İnsan değişince çevresi de kendiliğinden değişiyormuş… meğer yıllarca boşuna yormuşuz kendimizi…
Okurken düşündüm de insan problemine çözüm ararken ne kadar uzak yerlere gidebiliyor. Oysa anahtarını evde kaybettiğinde çıkıp Mahmut abinin kasabında aramıyorsun değil mi ? 🙂
Her problemin çözümü emek istiyor, bedel istiyor. Bazen bunlardan kaçmak için şikayet etmek, bazende işimize gelmediği için çözümü dışarda arıyoruz. O an kolay olan anlık rahatlatıcı oluyor. Ne yazık ki büyüyerek geliyor 😉 çözülmedim numara yapma, uzaklara gitmene gerek yok diyerek. Niyazi Mısri şöyle demiş; Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.
İnsanın göremediği tek yer burnunun ucu. İnsan görebilse burnunun ucunu aslında problem çözülecek. Bunu o kadar normallestirmisizki hemen dışarıya odaklaniyoruz. Çözüm hakkida bizden alınıyor.
Çözümü dışarıda aramak başta kolay ama çözüme ulaşamadıkça insanı yoran bir süreç oluyor. En başta zor gelen yere baksa sonraki gereksiz yorgunluklardan da kurtulacak 🙂
Burnunun ucunu göremez 😉 ama insan insan aynasıdır..)
Evrendeki her şey öğretmen. Bazen bir ağaç ve yaprak ogretmenimiz olur. Cok erkileyici ve ilham verici bir öyküydü.
İnsan problem ile karşılaştığında o problemin çözümünün uzakta olduğunu düşünebiliyor. Bu düşünce onu probleminin başkaları tarafından çözülmesi gerektiğine inandırıyor. “Zaten benden çok uzakta, benimle ilgili bir sorun değil bu.” fikrine kapılabiliyor. Halbuki problem de ona ait çözüm de yanıbaşımızda. Tıpkı karadutun lekesinin ve temizleyicisinin dip dibe olması gibi…
Problem de çözüm de aynı dalın üzerinde gerçekten.Şifa gerçekten de yanı başımızda, Çözümü uzakta aramayı bırakanlar için çok ilham verici bir yazı.
Aslında problem olarak görmeyip “Bana bir şey öğretmeye geldi” gözüyle bakabilirsek gerçekleşen olaya, belki de çözümü daha kolay görebilme fırsatı elde edeceğiz.
“Problem neredeyse çözüm de o dalın üzerinde.”
Ne kadar da insana problemlerini ve çözmek için debelenmelerini sorgulatan bir cümle 🙂 Hep çözümü uzaklarda arıyoruz. Acaba burnumuzun dibinde, sorunumuzun yanıbaşında duran o çözümü neden göremiyoruz? Çözümü gerçekten arıyor muyuz yoksa başkalarının çözmesini beklemek kolayımıza mı geliyor?
Bu yazı bana şunu da düşündürttü içinden bulunduğumuz karmaşadan biraz uzaklaşmak farklı bir ortamda farklı insanlarla bir arada olmak yepyeni bir bakış açısı getiriyor.
Tebdili mekânda ferahlık vardır 😉
Hayatı ne kadar zorlaştırıyoruz kendimize diye anladım. Problemimize başka bir yerden bakınca çözümüde hemen görebiliyoruz. Ne kadar çok örnekleri var hayatımızda. Problemimizin Çözümünün hemen yanıbaşında olması ne kadar umut verici. Sabahları uyanamıyorum, o zaman uyuduğum saate dönüp bir bakayım👌🏻
Kâinat, seriyyeden süreyyaya kadar kitaptır, okumayı bilene;)
Zeytin ağaçlarının çevresinde yetişir kantaron çiçeği de çoğunlukla. Kantaronun güneşte olgunlaşmış sarı çiçekleri zeytinyağıyla buluştuğunda, sanki doğanın “şifa dili” görünür olur: Yağ, çiçeğin içindeki özleri sabırla içine çeker, rengi yavaş yavaş kızıl bir hatıraya döner. O an anlarız ki şifa uzaklarda değil; doğru bitki, doğru yağ ve biraz zaman bir araya geldiğinde, şifa yanı başımızda belirir—hem teni onaran bir merhem gibi, hem de kalbi sakinleştiren bir güven gibi. Kantaronun zeytinyağıyla sabırla bekleyip kızıl bir şifaya dönüşmesi bana Üç Aynalı Kırk Oda’daki o cümleyi hatırlatır: “Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir.” Şifa da bazen kasadaki kız gibidir; herkes bakar sanırsın, ama kimse gerçekten görmez—oysa yanı başımızda, gözümüzün önünde, yağın içinde usul usul beliriverir.
“Karadutun Öğrettiği Yaşam Sırrı”
Kim bilir doğada daha keşfedilmeyi bekleyen ne çok Yaşam Sırrı vardır?
Bir çamın öğrettiği,
Bir salkım söğütün öğrettiği,
Bir hurma ağacının öğrettiği…
Ne mutlu görebilene 🙂
Doğa bizimle sürekli iletişim kuruyor… Çok şey anlatıyor… Aktardıklarına kulak verirsek ne güzel olur.
Ne güzel bir analoji olmuş… Bize bir problem verilirken, bir soru sorulurken, hemen ilişiğinde çözümü veriliyor aslında, ancak biz niye uzaklarda aramaya meylediyoruz… Güzel bir hatırlatma oldu :”)
Şu bunaltıcı hız çağında ilaç gibi bir cümle;
“Doğada hiçbir şey acele etmiyordu, ancak her şey vaktinde oluyordu.”
Kim inandırdı bizi acele edenin yetişeceğine, oturduğu yerde bacaklarını hızla sallayan adamlar mı?
Merhametlilerin en merhametlisi, ne kadar da merhametli; lekesiyle birlikte temizleyicisini veriyor.
Her problemde olduğu gibi.. çözümde hep dibinde:)) hayran olmamak elde değil🥰
Kesinlikle öyle… İçinde gömülmek yerine problemin nedenine baksak çözüm gelecek…
Karadut yaprağının lekeye karşı etkili olduğunu hatırlatan birilerinin olması çok kıymetli. Bize gerçeği hatırlatanlar,bunu yaparken, kendilerinden birşey eksilmez. Bak ben hatırlattım diye başa kakmazlar, doğal bir süreçmiş gibi yaşayıp giderler..
Bakmakla görmek arasında fark var. İnsan çözümü hep uzakta zanneder, oysa tüm çözümler problemlerimizin yanında verilmiştir.
İnsan çok uzaklarda arıyor derdine derman da kendi içinde, derdine dert de🤯
O zaman insan kendini tanıdığında çözümüne de yaklaşmaz mı?
Karadut üzerinden böyle bir anlam çıkarmak 👍🏻👏🏻. Gerçekten çoğu zaman çözümü uzaklarda arıyoruz.
Oysa yanı başımızda…
Şehrin gürültülü sesleri, yoğunluğu zannediyorum ki herkesin başında bir ağırlık, kaçış arıyor ama yoğunluktan zaman bulamıyoruz. Teşbihte hata olmasın ama o karadutun esintisini gitmeden hissettim. Çok iyi geldi. Hele ki probleme çözümü uzaklarda arasakta, burnumuzun ucu kadar yakın olduğunu bilmek tekrar düşünmeme sebep oldu. Teşekkürler.