SALİH’İN NASIRLI ELLERİ
Salih gözlerini kuş desenli avizeye dikip düşündü. İçindeki ses biraz kesilmişti sanki. Pencereden gelen sabah esintisine tereyağı kokusu karışıyordu. Mutfaktan annesinin sesi geliyordu; hayat devam ediyordu, bitmemişti. Babasının vefatının üzerinden tam bir hafta geçmişti. Acısını kalbine gömdü; annesini ayakta tutmaya çalıştı. Ambarlar boşalıyor, işler dağ gibi birikiyordu. Kimi gün sabahtan akşama kadar oturur, ne yapacağını düşünür, çıkış yolu arardı.
Bugüne kadar sadece okulu ve dersleri düşünmüştü. Babası varken tarlanın yükünü hiç fark etmemişti. Tarlayı hep uzaktan, pencereden seyretmişti. Şimdi ise o büyük yokluk kapıya dayanmıştı. Tarlalar ya satılacaktı ya da bir çare bulunacaktı. Salih derin bir nefes aldı. Kalkmak zorundaydı artık, bir çırpıda yataktan fırladı.
Sabah güneşiyle birlikte tarlaya çıktı. Toprak ona yabancı gibi bakıyordu. İlk adımı atmak bile zor gelmişti. Mısırların ve zeytinlerin dilinden hiç anlamıyordu. Nereden başlayacağını bilmemek içini sıkıştırıyordu. Çaresizlik onu garip bir şekilde keskinleştirdi. Korku yerine garip bir hareketlilik geldi içine. Sanki bir kapı aralanmıştı zihninde. Hemen karşı komşu Cevdet amcanın yanına koştu.
Bilinmezin Ortasında Atılan İlk Adımlar
Mısırın gübresini, sulama zamanını sordu. Neye dikkat etmesi gerektiğini tek tek öğrendi. Zeytinler için de halasının kapısını çaldı. Eskiden sadece kendi kabuğunda yaşayan bir çocuktu. Derin ihtiyaç, o utangaç duvarlarını yıkmıştı. Halasıyla zeytin tarlasına doğru yavaşça yürüdüler. Salih ağaçların arasındaki incirleri fark etti. İncirlerin zeytine gelen zararlı sinekleri çektiğini öğrendi. Doğadaki bu sessiz yardımlaşma Salih’in çok hoşuna gitti. Ağaçlar bile ayakta kalmak için birleşiyordu.
Salih de toplu iş yapmanın keyfini kavradı. Herkesten yeni bir bilgi alarak deneyimini artırdı. Toprakla uğraşmak genç ruhuna çok iyi gelmişti. Ancak asıl gerçek sınavı henüz karşısına çıkmamıştı.

Bir sabah mısır tarlasında ekinlerin üzerini simsiyah haşerelerin sardığını gördü. Ürünler kurursa kışın ailece aç kalabilirlerdi. Salih’in eli ayağı o an birbirine dolandı. Kasabadan ilaç alacak tek bir kuruşu yoktu. Yokluğun yakıcı nefesini ensesinde hissetti. Zihni çare bulmak için çılgınca döndü. Oturdu, kalktı, tarlayı defalarca gezdi. Parası olan insan hazır ilaç alırdı. Salih’in ise sadece çaresizliği vardı. İncir ağacının sinekleri çekişini anımsadı. Doğanın kendi ilacını kendi ürettiğini düşündü. Belki o da böyle yapabilirdi.
Köyün yaşlılarına giderek ne yapabileceğini öğrendi. Hemen işe koyularak bahçelerden ısırgan otları topladı. Onları büyük kazanlarda günlerce kaynattı. Öğrendiği her şeyi yapmak için durmadan çalıştı. Günlerce elleri o keskin kokuya boyandı. Hava da o kokuya bulanmıştı. O keskin sıvıyı büyük bir özenle tarlaya püskürttü. Doğal karışım işe yaramış, haşereler tarladan uzaklaşmıştı. Günler geçtikçe mısırlar yeşermeye başladı. Salih’in elleri nasır tutmuş, sırtı ağrıyordu. Yorgundu, ama içi durgun değildi. İçinde daha önce hiç duymadığı bir ses vardı.

Boş Ambarın Verdiği Büyük Ders
Hasat zamanı geldiğinde ambarlar ağzına kadar doldu. Köylüler Salih’in doğal yöntemine hayran kaldı. Kimse böyle bir şey denememiş, düşünmemişti bile. Cevdet amca yanına geldi, omzuna vurdu. “Babanın oğlusun sen” dedi. Salih bir şey diyemedi, ellerinde yeni oluşan nasırlara uzun uzun baktı. O büyük boşluk, açlık olmasa bu marifeti kazanamazdı. İnsan her şeye sahipken düşünmeyi unutuyordu. Konfor alanı yeteneklerin en sinsi düşmanıydı. İhtiyacın sert rüzgarı insanı bir usta yapıyordu. Salih artık geleceğe daha güvenle bakıyordu. İçindeki gücü o en karanlık dönemeçte bulmuştu.
13 Responses
Zorlukları yaşarken çözüm üretmeye çalıştığımızda içimizdeki cevher ortaya çıkıyor
Kesinlikle.. en zorda olduğumuz, imkanla çözüm bulamadığımz yerde gelişiyoruz.
Konfor alanı yeteneklerin en sinsi düşmanıydı. İnsan konfor alanımdan çıkmadan marifet kazanamıyor… nasıl konfor alanımdan çıkarız peki??
İmkansızlığın içinden doğan imkanlar en kalıcı olanlardır. İnsan kolay ulaştığı şeye çok deger vermez. Çoğunlukla hatırlamaz. Yıllar sonra anı olarak hatırladıklarının çoğu zorluklara, engellere rağmen yaptıklarıdır.
İçindeki gücü o en karanlık dönemeçte bulmuştu.
Dert insanı marifetlendirir, güçlendirir. Çözüm ararsa…
Marifetlenmek mi istiyorsun? Konfor alanından çık ve neler yapabileceğini görü anlatan güzel bir öykü…
Konfor alanından çıkmak…
Hiç düşündük mü konfor alanlarımız nereler?
Konfor alanlarımız neler deşifre edip tersinde hareket ettiğimizde belki de neler başaracağız.
İnsanın her türlü ihtiyacı doğada saklı yeterki aramasını bilsin
İhtiyacın sert rüzgarı insanı bir usta yapıyordu. Yeterki o rüzgara karşı dik dursun
İnsan rahata erdiği yerde fark etmeden içindeki cevherin üstünü örtüyor. Zor zamanlarda ayağa kalkmak için gösterilen çaba ise o cevherin ortaya çıkmasını sağlayan, örtüyü açan bir rüzgar aslında 🙂 Konfor alanının rahatlığı insanı olduğu yerde sabitlerken verilen emek insanı ne de güzel parlatıyor, keşke insan rahata hemen alışmasa 🙂
Zorluklar insanın gelişmesini ve kendi potansiyelini görmesini sağlıyor
İmkansızlıklar aslında insanın zihnini açıp çözüm bulmaya zorlayan süreçler… biz hep kendimizi doyurmaya, imkanlarımızı arttırmaya çalıştık. Oysa bu insanın marifetini azaltıyor…