Serhat, çalışmaktan keyif alan bir iş adamıydı. Ofisinde çayını yudumlarken durdu, düşündü, etrafına baktı. Jaluzilerin arasından görünen çalışanlarını görünce yüzüne bir tebessüm yayıldı. İşyerinde güzel işleyen bir sistem kurmuştu. Eksikliğini hissettiği tek şey huzurlu bir aileydi. Çalışmaktan, seyahatlerden ciddi bir ilişkiye vakit bulamamıştı. Evlense, eşini mutlu etmeye hazır hissediyordu. Bu isteğini uygun bir zamanda ailesiyle paylaşmayı planlıyordu.

Eve geldiğinde ailesi çoktan masaya oturmuş onu bekliyordu. “Şimdi zamanı” diye düşündü. Çay içerken evlenme fikrini ailesiyle paylaştı. Annesinin gözlerinin içi parladı. Bu haberden sonra ailenin havası değişmişti. Herkes yüzünde tatlı bir gülümseme ile sohbet ediyordu.

Sohbetin üzerinden birkaç hafta geçmişti. Fatma Hanım komşularına, akrabalarına gelin aradığını duyurdu. Serhat’ın isteğine uygun bir aday aylar sonra çıktı. Beklenilen gün gelmişti. Her şey yoğun tempoda ilerliyordu. İsteme, söz, nişan hazırlıkları derken hummalı bir süreç başlamıştı.

Gelin adayı Buse’nin yüzünde hep tatlı bir tebessüm vardı. Bu hali herkes tarafından beğeniliyordu. Oturması, kalkması, konuşmasıyla hoş bir izlenim bırakıyordu. Sakin mizaçlı görünen bir kızdı. Serhat’a değer verdiğini tüm davranışlarıyla gösteriyordu. Serhat’ta gördüğü ilgiden memnun, Buse’nin bir dediğini iki etmiyordu.

Daha Fazlasını Verdikçe Neden Uzaklaşıyorlar?

Ne olduysa, iş ciddileştikten sonra olmaya başladı. Gülünce yüzünde güller açan Buse, gitmişti sanki. Yerine nazlı, kaprisli, sürekli sitem eden bir kız gelmişti. Oysa alışverişte istediği her şey fazlasıyla alınıyordu. Serhat hiçbir şeyden Buse’yi mahrum bırakmıyordu. İki kıyafet istiyorsa, muhakkak artı bir şeyler daha ekliyordu. Buse memnun olmadıkça memnun etmek için farklı yollar arıyordu. Hep daha fazlasını vermek istiyordu.

Serhat neden böyle olduğuna bir türlü anlam veremiyordu. Buse’yi mutsuz gördükçe eve çiçek, çikolata gönderiyordu. Dışarıda yemek, sinema, konser planlıyordu. İlk günlerde bir jest Buse’yi mutlu etmek için yeterliydi. Şimdilerde ise kocaman buketler soğuk bir teşekkürle geçiştiriliyordu. Buse’deki değişimi anlamadığı için yaptıklarının miktarını artırıyordu. Kendisine, ailesine, işine zaman ayıramayacak hale gelmişti. Bu değişimin nedenini kara kara düşünüp duruyordu.

İnsan, hayatta karşısındakine daha fazlasını verdiğinde mutlu edeceğini düşünür. Fazlasını vermek kişide bir süre sonra sıradanlaşmaya sebep olur. Gözlerdeki parıldama zamanla azalır, söner. Karşıdaki kişide olumlu etki azalmaya başlar. Hediyelere ve çiçeklere verilen değer, günden güne görülmeyecek hale gelir. İnsan her şeye zamanla alışır ve değerini kaybetmesine neden olur. Normali hâline getirir.

Doğa da Bunu Bilir: Fazlası Değeri Öldürür

Evin annesi nadir zamanlarda tatlı yapar. Çocuk onu gördüğünde

 -Yaşasın anne, sen bir efsanesin. Diye sevinir. Sürekli tatlı olduğunda elinin tersiyle iter. Burada sorun ne tatlıda ne annede ne de çocuktadır. İnsan eksikliğini yaşadığı şeyin tamamlanmasına sevinir. Tatlının sürekli bulunması artık çocuktaki mutluluk etkisini azaltır.

Doğaya baktığımızda da durum böyledir. Yağmur çok fazla yağdığında mahsuller zarar görmeye başlar. Güneş her gün doğar. Değerini bulutlu günlerde hatırlarız. Eksiklik hissi, değeri görünür kılar. Sürekli olan şey zamanla fark edilmez olur.

Serhat iş yerinde öğrenmeyi hiç bırakmamıştı. Durduğu yerde kalmamıştı hiç. Her yeni zorlukla bir şeyler öğrenmişti. Sistem kurmuştu, ekip kurmuştu, başarmıştı. Şimdi ilişkilerde de aynı soruyu soruyordu: Nerede yanlış yaptım? Daha fazlasını vermek yetmiyordu. Belki doğru olanı bulmak bambaşka bir şeydi. Yaşadıklarını teker teker gözden geçirmeye başladı. Öğrenme bitmemişti. Sadece yeni bir konuda başlıyordu. Bu soruyu kafasında taşıdı.

Dengeyi Bulmak: Ne Az Ne Fazla

İlişkisinin bitmesi onu üzdü. Arabasına yürüdü, sahile doğru sürdü. Oturdu, düşündü, düşündü, düşündü. İlişkisinin en başından beri hep daha fazlasını vermişti. Hiç tam olarak sormamıştı: Ne kadar yeterli olur? Denize baktı, uzun uzun izledi. Yağmur az yağdığında toprak emer, çok yağdığında akar. İkisi arasında bir yer vardı. Onu bulmak gerekiyordu. Bir banka oturup denizi izlemeye koyuldu. Deniz ne az ne fazla. Dalga kıyıya ne kadar vurursa, o kadar geri çekiliyordu. Belki cevap buydu.

Loading spinner