ARABA SEVDASI

Sabah yağmuru çoktan gelip geçmişti. Yapraklardaki ince damlacıklar güneşte parlıyordu. Bahçeden kuş sesleri yükseliyordu usul usul. Erkan takım çantasını açmış, aletleri tek tek düzenliyordu. Oğlu Selim kollarını sıvamış arabasının yanına geçmişti. Selim seslendi bahçeden: “Baba, bu güneşi kaçırmam.” Erkan güldü: “Geçen hafta da yıkamıştın?” “Yok yok, biraz parlatayım bari. Rengi ortaya çıksın diye.”

Erkan oğluna bakakaldı bir süre. Lisede arkadaşları tatilde gezerken, Selim çalışmıştı. Her yaz durmadan, yorulmadan çalıştı. Mezun olunca da biriktirdi, savurmadı. Arabayı kendi alın teriyle satın almıştı. Erkan kendi bisikletini hatırladı bir an. Babası sürpriz yapmış, o bisikleti almıştı. Yeni geldiğinde ne kadar sevinmişti. Üç ay geçmeden parçalara ayırmıştı onu. Babasının emeğini hiç düşünmemişti o zaman.

Sonra Selim’in doğduğu günü hatırladı. Minicik elleri vardı, sapsarı saçları. On bir yıllık bekleyişin sonunda gelmişti. O uzun yıllar boyunca başkalarının çocuklarını sevmişlerdi. Kıskançlık yapmadan, kabul ederek yaşamışlardı. İsmi zaten belliydi: kız Selma, erkek Selim olacaktı. Selim o günde dünyaya geldi nihayet. O günden itibaren her şey değişmişti.

İlk yıllar hiç kolay geçmemişti. Bebeğin banyo vakti, yemek vakti hep telaşa dönüşüyordu. Erkan Lale’ye hiç sesini yükseltmezdi. Konu bebek olunca başkalaşıyordu birden. Lale de farklı sayılmazdı pek. Geç gelen bebek evi altüst etmişti. Evin huzuru yerini telaşa bırakmıştı.

Üçüncü yılın sonunda oturup uzun konuştular. Bu gidişat böyle devam edemezdi. Başka ailelere bakarak sorunu aramaya başladılar. Bir süre sonra bulunca şaşırdılar. Sorun başka bir yerde değildi. Sorun tam olarak kendilerinden kaynaklanıyordu.

Her Şeyi Kolay Verirsek Ne Olur?

Selim’e her şeyi çok kolay vermişlerdi. “Aman, üşütmesin, doymamıştır, biraz daha yesin. Biz yoklukta büyüdük, o yokluk çekmesin, oyuncaksız kalmasın.” Oyuncak üstüne oyuncak satın alırlardı. Oyuncaklar çoğu zaman sadece bakılıp kenara koyulurdu.

Erkan kendi çocukluğunu düşündü o an. Kimse bu kadar titremezdi onların üzerine. Oyuncak araba yoktu evde hiç. Çamurdan kendi elleriyle araba yaparlardı. Kuruyunca tekrar yoğurup yeniden şekil verirlerdi. Her defasında biraz daha iyisini yaparlardı. Sevgileri o çamura işlemişti sanki.

Emek Olmadan Sevgi Olmaz

Kız kardeşinin tek bir bebeği vardı çocukken. Ona kendi elleriyle kıyafet dikerdi. Bebeğin saçları yıpranmış, gözlerinden biri zedelenmişti. Kardeşi buna aldırmazdı, elinden bırakmazdı onu. O bebek artık sadece oyuncak değildi. İçine dökülen emekti, verilen zamandı. Selim’in arabası da aynı şeydi işte. Emek emek biriktirdiği parasıyla almıştı onu. Gözlerinde başka parlıyordu bu yüzden.

Erkan’ın gözünün önüne babasının tarlası geldi. Domateslerine gözü gibi bakardı babası. Dikiminden hasada kadar her aşama emekti. Mahsul bol olunca keyfinden geçilmezdi. Kötü geçerse o kadar üzülürdü ki. Fidelerin yanında uzun uzun otururdu sessizce. Onlara seslenir, sanki dinliyorlarmış gibi konuşurdu. Bazen gülerdi, kendi kendine bu halini görünce.

Erkan çocukken bunu içine sindiremezdi. Babasının yanına gidip sorardı: “O fidelerin kadar beni sevmiyorsun.” Babası yalnızca gülerdi ve geçerdi. Şimdi o anı çok daha iyi anlıyordu. Babası fideleri değil, içine koyduğu emeği seviyordu. Selim de henüz anlamamıştı bunu. Zamanı geldiğinde bunu da anlayacaktı. Hayat eninde sonunda öğretiyordu bunu.

Asıl Kıymet Emeğin İçinde Saklı

Selim arabasını büyük bir özenle silip parlatıyordu. Her köşeye dikkat ediyordu, hiçbirini atlamıyordu. Erkan onu uzaktan derin bir sessizlikle seyrediyordu. Çamurdan araba, kardeşinin tek bebeği, babasının domates tarlası… Hepsinin içinde aynı şey saklıydı. Erkan aletlerine geri döndü yavaşça. Elleri çantanın soğuk metaline değdi. Bugün çantayı da bir güzel düzenleyecekti. Emek verilen her şey parlıyordu sonuçta.

19 Responses

  1. İnsan kolay elde etmek ister çoğunlukla. Elde edince de çabucak sıkılır, gözünde kıymetsizleşir.
    Geriye dönüp tebessümle hatırladığı, özlediği, kıymet verdigi şeyler ise hep uğraşarak elde ettikleri değil midir?

  2. Bu yazıyı okuyunca aklıma yeğenim geldi :). Okulda alçıdan işlemeli bir tabak yapmışlardı. Eve getirene kadar elinde taşımış, eve gelince de evin en görünür yerine koyup buna dikkat edin kırılmasın diye herkesi tembihlemişti :). İnsan gerçekten bir şeye emek verince kıymetini biliyor.

  3. İnsan doğası gereği kolay kazanmayı hazır bulmayı şanslılık olarak görür. İşin gerçeğini şahit olduğu zaman öyle olmadığını anlar. Bu yazıda hayatın içinde şahit olduğumuz şeyleri okuduk. Eğer yaşanılanlardan bir ders çıkarırsak kendimize aynısını yaşamak zorunda kalmayız.

  4. İnsan kıymeti pırlantaya, pahalı şeylere değil, teneke bile olsa verdiği emeğe göre verir… Günümüzde sınırsızca verilen imkanlar insanı doyumsuz ve mutsuz bir hale getiriyor..

  5. Pedagojik açıdan harika bir vaka analizi. Günümüz tüketim toplumunda çocuklara sınır koymakta ve ‘bedel ödetmekte’ çok zorlanıyoruz. Yazıda çok derin bir hakikat gizli: ‘Bedelsiz alınan değersizleşir’. Selim’in lise yıllarında tatil yapmak yerine çalışıp biriktirmesi, onun sorumluluk bilincini ve mizaç olarak ne kadar sağlam adımlarla büyüdüğünü gösteriyor. Kız kardeşinin o yıpranmış tek bebeğini elinden bırakmaması metaforu ise psikolojideki ‘bağ kurma’ ve ’emek yatırımı’ kavramlarını muazzam özetlemiş.

  6. Aynı toprağın, aynı gökyüzünün altında unuttuğumuz o kadim sır: ‘Emek verilen şey kıymetlenir’. Çamurdan araba yapan çocukların sevgisinin o çamura işlemesi cümlesi içime işledi resmen. Bizler ne ara her şeyin hazırını alıp içindeki ruhu kaybettik? Erkan’ın en sonunda kendi takım çantasına dönüp ‘Emek verilen her şey parlıyordu sonuçta’ demesi yazının en bilge vuruşuydu. Hayatın ve ilişkilerin de parlaması için demek ki tozunu almak yetmiyor, ter akıtmak gerekiyor. Çok derin, çok düşündürücü bir yazı olmuş.

  7. Emek ve kıymet verme arasındaki doğru orantıyı geç olmadan anlamak dileğiyle… Bu kıymetli yazı icin teşekkürler 🙂

  8. Çok kıymetli bir çocukluk yaşadığımı çocuklarımda değilde torunlarımı büyütürken farkında oldum.
    İnsan yaradılıştan emek vermeyi, kendi emeğini seviyor, hayaller kuruyor, üretimle ilgili isteği var.Fıtratına uygun davranışları varken bizler çocuklara engeller koyuyoruz.
    Oysa günümüzde çocuklara onların ihtiyacı değilde telefon tablet vererek onları ne kadar engellediğimizin farkında bile değiliz.
    Kreyatif olabilmemiz için insanın kendi emeğine ihtiyacı var.
    “Asıl kıymet emeğin içinde saklı”
    Çok güzel🥰

    1. Evet ben de aynısını düşünüyorum kendi çocukluğumla çocuklarımın çocukluğunun arasındaki farkı anladım bizim zamanımızda diye başlayarak aslında çok uzak olmayan bir tarihten bahsediyoruz bundan 40 sene önce sahip olduklarımız emeğimizle olurdu. Özellikle hayatımızı kolaylaştıran makinelerin olmadığı zamanda emek vardı.

  9. Emekle kıymetin arasında ne güzel bir bağ var. Acaba insan bir şeyleri emek vermeden elde etseydi nasıl olurdu?

  10. Evliliklerde bile en çok emek veren vazgeçmede zorlanır. İnsan ancak emeğine kıymet veriyor, karşılık alamasa bile. Öyleyse bir ilişkide karşılıklı ve dengede emek ne kadar kıymetli değilmi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner