Son kolinin de ipini bağladı. Yorgun ve bitkin bir hâlde pembe çiçekli berjerine oturdu. Oracıkta derin bir uykuya daldı.
Feride taşınıyordu, evleri kentsel dönüşüme girecekti. Taşınmak istemiyordu, evlendiğinden beri oturduğu bu evde çok mutluydu. Ferah, geniş, güneşli ve manzarası güzel bir evdi. Komşularını da seviyordu, daha ne istesin ki? Evi yeniden yapılacak, sonra daha güzel hâliyle geri dönecekti. Bu düşünce, taşınmanın acısını biraz olsun hafifletiyordu. Yine de çok sevdiği evinden ayrılmak ona zor geliyordu.
Hayal Edilen Eve Kavuşma Heyecanı
Evin yapım aşaması uzun sürmüştü. Feride her aşamayı takip etti; mutfak, parkeler, camlar… Her detay uzun uzun düşünülüp araştırılıyor, öyle karar veriliyordu. Komşularla birlikte binanın kaba inşaatının bitmesini beklediler. Şimdi geriye evlerin iç döşemeleri kalmıştı. Feride sonunda eşini ikna etti:
“Hayatım, bu bizim evimiz kiracı değiliz, istediğimiz gibi döşeyelim. Biz klasik tarzı seviyoruz, müteahhit modern yaptıracak. Biz her zamanki marangozumuza yaptırsak, ne dersin?”
Eşi Mesut’tan onay aldıktan sonra Feride hayal kurmaya başladı. Mutfak, banyo, kapılar, fayanslar derken her detay zihninde canlanıyordu. Bir de mutfak büyük olduğu için ada da yaptırmalıydı. Hatta yüksek sandalyeler bile koyacaktı.
Emek Verilen Her Ayrıntı
Hayalindeki modelleri internetten buldu, günlerce uğraştı. Bir modelin bir kısmını, diğer modelin bir kısmını beğeniyordu. Hepsini bir araya getirerek kendi istediği tasarımı oluşturuyordu.
Eşi bazen itiraz ettiğinde Feride hemen şöyle diyordu:
“Hayatım bir kere yaptıracağız, içimize sinsin. Bak ömür boyu biz kullanacağız.”
Bunu duyunca eşi de ikna oluyordu.
Feride evinin her köşesine emek verdi. Sağ olsun, marangoz da istediği her şeyi yaptı. Sonunda klasik, kullanışlı ve şık bir mutfak ortaya çıktı. Kapılar farklı, banyo ise bambaşka ve çok güzel olmuştu.
Eşi bazen:
“Feride, bu kadar uğraşma.” dediğinde yine aynı cevabı veriyordu:
“Hayatım, bu bizim evimiz, bir kere olsun tam olsun.”
Ve yine eşini ikna etmeyi başarıyordu.

Son eksikler de hızla tamamlanıyordu. Evlerine geri dönmelerine birkaç ay kalmıştı. Feride, geçici olarak oturduğu evi toparlamış ve taşınmaya hazırlanmıştı.
İnsan, bir yerden ayrılmaya niyet edince sabırsızlanır. Bir an önce gideceği yerde olmak için planlar yapar. Hayatın da bir planı olduğunu çoğu zaman unutur.
Bir Anda Değişen Hayat
Mesut’un işleri uzun zamandır pek iyi gitmiyordu. Beş yıldır toparlamaya çalışsa da durum daha kötüye gitmişti. Açık verdikçe borç aldı, borcu borçla kapatmaya çalıştı. Sonunda her şey bir sarmala döndü. Alacaklılar bir bir üzerine geliyordu. Özellikle bir kişiye yüklü miktarda borcu vardı. Onun baskısına dayanamadı ve taşınacakları evin tapusunu borcuna karşılık olarak verdi.
Feride bunu duyunca çok üzüldü, uzun süre kendine gelemedi. Onun tek isteği, ömür boyu oturacağı evine taşınmaktı. Şimdi ise o ev artık onun değildi. Bunu hazmetmek Feride için çok zor oldu.
Sahip Olduğunu Sandığın Her Şey Emanettir
Sonunda kendi kendine şunu kabul etti:
“Ben zannettim ki bu ev benim ve hep benim kalacak. Zamanın ne getireceğini hiç düşünmedim. Bir gün elimden alınabileceği düşüncesini aklımdan bile geçirmedim. Meğer hiçbir şey tamamen benim olamazmış. Verildiği gibi alınabilirmiş de. Bu dünya sahip olma ve kalıcılık dünyası değilmiş. Ben hata yapmışım, ev sahibi olma durumunu fazla abartmışım.”
Bu düşünceler günlerce zihninde döndü durdu. Artık hiçbir şeye haddinden fazla bağlanmamayı çalışıyordu.
Varlık ve Yokluk Birbirini Tamamlar
Her varlık heybesinde bir de yokluk taşır. Nasıl ki her yeni doğumla birlikte ölümü de kabulleniriz. Gecenin karanlığından sonra sabahın aydınlığına her gün şahit oluruz. Güz yağmurlarıyla sıcaklık düşer, hava serinler. Çiçekler solar, yapraklar sararır tek tek dökülür. Yaza veda eder, kışa merhaba deriz.
Hayat Zıtlıklarla Anlam Kazanır
Arada hüzünlenmesek içimizi kıpır kıpır yapan sevinçlerimizin anlamı olur mu? Hastalık var ki sağlık var. Kıtlık var ki bolluk var. Ayrılık var ki kavuşmak var. Yaşamak tam da bu işte! Her durum, her duygu tam zıddını içinde taşır. İnsan bu zıtlığı kabullenmekle başlar. İşte o zaman insan ne varlığa çok sevinir, ne de yokluğa