Güneşin keskin ışığı sıcaklığıyla birlikte toprakla birleşiyordu. Toprakta susuzluktan derin çatlaklar oluşmuştu. Sabah erken kalkan köylüler hep aynı ümitsizlikle gökyüzüne bakıyordu. Bulut yoktu, yağmur bir türlü gelmiyordu. Hayvanlar dışarı çıkar çıkmaz gölge arıyordu. Ambarlardaki son buğday taneleri hızla azalmıştı. Köyün üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü.

Yokluk kapıya dayandığında yüzler asılmıştı. Komşular artık birbirine bakmaz olmuştu. Kerem kuru tarlanın tam ortasına oturdu. O büyük ıssızlık onun için bir sınavdı. Çare bulmaya çalışan zihni hızlıca çalışmaya başladı. Sıkışan bir ruh imkânsızı hayal etmeye başlardı. Kerem de öyle yaptı. Korku ile umut iç içe geçmişti. Gece gündüz bu iki duyguyla düşünüyor, çözüm arıyordu. Geleceğin belirsizliği kalbini her gün biraz daha yordu.

Çıkmaz Sokağın Sonundaki Gizli Kapı

Tarladaki yaşlı çınar ağacının gölgesine geçti. Elindeki son kuru ekmeğini yavaşça böldü. Karnındaki boşluk hissi zihnini berraklaştırdı. Tok olanın düşünceleri çoğu zaman uykuya dalardı. Derin bir ihtiyaç ise insanı uyanık ve diri tutardı. Kerem sessizce oturup bekledi. Sessizlik onu bunaltmıyordu. Zihnine yavaş yavaş yeni fikirler gelmeye başladı.

Kurumuş deredeki ince su şeridini uzun uzun izledi. O ince suyun işe yarayabileceğini düşündü. Suyu tarlalara taşımak için bir yol aradı kafasında. Etrafına baktı; paslı tenekeler ve kırık tahta parçaları vardı. Hiçlik o gün Kerem’e atıklara bambaşka bakmayı öğretti. Çevresindeki her şey farklı görünüyordu artık. Çöp olarak atılan şeyler onun gözünde birer hazineye dönüşmüştü. Eski parçaları tek tek elleriyle temizledi.

Mecburiyetin Ellerindeki O Saklı Deha

Eski tenekeleri ve ipleri sabırla topladı. Kimsenin bakmaya değer bulmadığı malzemeleri tek tek seçti. Kerem her parçayı büyük bir özenle işledi. Geceler boyunca ayın tek başına aydınlattığı o karanlıkta çalıştı. Elleri nasır tuttu ama bir an bile durmadı. Soğuk bastırdı ama o ısındı çalışırken. Zihin pencereleri o gecelerde sonuna kadar açıldı. Her parça bir yapboz gibi yerine yerleşti. Bir sabah ortaya bir düzenek çıktı. Görünüşü garip ama işlevi kesindi.

Günün ilk ışıklarıyla düzeneği dereye sabırla kurdu. Sabahın o soğuğuna rağmen köylüler de derenin çevresindeydi. Bu büyük çabayı hayretle izlediler. Kerem suyun içine bıraktığı çarkı yavaşça çevirdi. Su çarkı döndürdükçe kovalar yukarı çıktı. Kuru topraklara ilk su damlaları sessizce düştü. Toprak suya kavuşunca sanki derin bir nefes aldı. Uzun süredir bekliyordu o damlaları. Su sesi köyün her yanına huzur getirdi. Kuruyan fidanlar suya doyup yeniden canlandı. Kerem’in o düzeneği köyü büyük yıkımdan kurtardı. Köylüler birbirine sarıldı o sabah. Kimilerinin sevinçten gözleri yaşardı. Uzun süredir böyle gülüşmemişlerdi.

Rahatlık döneminde kimsenin aklına bu gelmezdi. Zorunluluk onu görmüştü. Yaşadıkları zorlu süreç Kerem’e bir şey göstermişti. Atıkların içinde saklı bir çözüm vardı. Yıllar sonra köy yeniden büyük bereket gördü. Ambarlar dolup taştı, sofralar şenlendi. Çocukların neşeli sesleri köyü doldurdu. Kerem o zorlu kış günlerini hiç unutmadı. O kış geceleri ona çok şey öğretmişti. Yıllar geçtikçe o geceleri daha derin anladı. Çocuklarına hep aynı şeyi anlattı: “Elinizdekilere iyi bakın, değersiz diye bir şey yoktur. Bir gün mutlaka işe yarar.”

Güneş batarken Kerem tarlasının başına geçti. Su çarkı hâlâ sabırla dönüyordu. Paslı tenekelerden, kırık tahtalardan yapılmıştı. O çaresiz kış gecelerinin eseri buydu. Yıllardır durmadan köyü sulamaya devam ediyordu. Kerem hafifçe gülümsedi. Geleceğin bereketli olacağını artık kalbinden biliyordu.

20 Responses

  1. Kaleminize yüreğinize sağlık..
    Elinizdekilere iyi bakın değersiz diye bir şey yoktur….Ne çok şey anlatıyor

  2. İnsanın rahattayken bir şeyler yapmak aklına gelmiyor. Ne zaman bir şeyin yokluğunu yaşıyor işe o zaman çabalamaya, üretmeye başlıyor. Bir insana yapılabilecek en büyük iyilik içindeki mucizeyi keşfedebilmesi için bir miktar çabalaması için ona izin vermek 🙂

  3. Her problem içinde çözümünü barındırır. İnsan çözüme en sıkıştığı anda varır çoğunlukla. Zorluk insanı düşünmeye ve çözüm üretmeye yönlendirir.
    Peki sizin hayatınızda hangi zorluklar size öğretmen oldu?

  4. Bu hikâye bana, insanın en zor zamanlarda bile umudunu kaybetmeden düşünür ve emek verirse mutlaka bir çıkış yolu bulabileceğini hatırlattı. Bazen en büyük çözümler, değersiz görünen şeylerin içinde saklıdır. Zorluklar insanı yıprattığı kadar güçlendirip yeni kapılar da açabiliyor. Kaleminize sağlık

  5. Zor şartlar insani daha yatatıcı ve başarılı yaptığı kesin,tabiki azim ve gayret ,umut eşlikcileri olursa.

  6. İnsan boşlukta iken hayata bakışı , algısı bambaşka kıtlıkta iken bambaşka. Bu yazı bana Japonların savaş sonrası ürettikleri arabaları aklıma getirdi onlar da imkansızlıklar içerisinde az malzemeyle çok kaliteli bir şey ortaya çıkarmışlardı ve hala daha o arabalari insanlar tercih eder.

  7. “İcatlar ihtiyaçlardan doğar” sözünü hatırlattı bana. İnsan ihtiyacı olduğunda neler yapar neler. Yeter ki yeterince sıkışsın. Sizin de hayatınızda ihtiyaçtan doğan üretkenlikleriniz oldu mu?

  8. İnsan imkanı her arttırdığında daha iyiye gideceğini zannediyor. Halbuki yokluk düşünceyi ne güzel devreye sokuyor. Kerem’in öyküsünde zorunlu bir yokluk durumu var. Acaba insan bilinçli olarak hayatındaki bir şeyleri eksiltse nasıl olur?

  9. İnsan yeterki çözüm odaklı düşünsün,
    İnsanı geliştiren, marifetini ortaya çıkaran kıtlıktır. Yeterki düşünsün çözüm için, her konuda bir çözümü mutlaka bulur.

  10. İnsan zihnini boş bırakırsa bir şeyler üretmeyi öğretebilir. Yani olmayanı üretmeye gayret ve çabaya girişiyor.
    O anlık çok olan yok olanı görmemize engel oluyor öyle değil mi?

  11. En güzel anılar hep yoklukta çıkar.. en imkansızlıkların olduğu süreçte… en zor anında zorlana zorlana elde etmişsindir onu ama aradan yıllar geçer unutmazsın… açlık ne kıymetli aslında…

  12. İnsanın çözemeyeceği bir problemi yok aslında, yeterki durup düşünsün. Her kıtlık ardındaki bolluğun müjdecisi olarak değerlendirildiğinde işler nasılda değişiyor…

  13. İnsanın çözemeyeceği bir problemi yok aslında, yeterki durup düşünsün. Her kıtlık ardındaki bolluğun müjdecisi olarak değerlendirildiğinde işler nasılda değişiyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner