Yumuşak kasım güneşi bahçeye vuruyordu. Güneş ışığı ıslak toprağın üzerinde parlıyordu. Bahçe duvarına bir serçe konmuş, güneşin tadını çıkarıyordu. Yapraklar çoktan dökülmüştü. Dallar çıplak, hava keskin, toprak nemli ve ağırdı. Uzaktan bir serçenin sesi geldi, sonra sessizlik çöktü.
Nalan elindeki tohumu avucunda çevirdi. Küçücük, sert bir tohumdu. Parmakları soğuk toprağa değdi, sessizce toprağı kazdı. Toprağın kokusu yoğundu, koyu, tanıdık ve derindi. Tohumu yavaşça toprağın içine bıraktı. Elleriyle sakince üstünü örttü, sıkıştırdı. Yerinden kalktı, bahçe hortumunu açtı. Su toprağa işlerken tiz bir ses çıkardı. Tohum artık toprağın içindeydi. Can suyunu da vermişti. Geri kalan her şey, tohuma ve toprağa kalmıştı.
Öğrenmenin Sessiz Başlangıcı
Kardeşi Leyla içeride oturuyordu. Oturduğu yerden bahçeyi görebiliyordu. Işık içeri süzülüyordu ama Leyla bakmıyordu. Ekranda bir dizi vardı, omzundaki kocaman battaniye ile onu izliyordu. Yıllardır hayatı aynı döngüde ilerliyordu. Sabah kahvesi, öğle haberleri, akşam şikâyetleri…
Hayat ona dokunmuyordu sanki.
Nalan ise onun için sürekli bir çıkış yolu arıyordu. Geçen ay bir iş bulmuştu. Leyla üç gün gidip bırakmıştı. Bir kursa yazdırmıştı. “Sıkıcıydı,” demişti. Komşunun dükkânında yarım gün denemişti. “Yorucuydu,” demişti.
Nalan her seferinde yeniden başlamıştı. Yeni bir kapı, yeni bir fikir, yeni bir umut…
Leyla ise hep aynı yerde oturuyordu. Bu durum Nalan’ın zihninde giderek büyüyen bir kişisel gelişim sorusuna dönüşmüştü: Gerçekten yeterince anlatamıyor muydu? Yanlış mı konuşuyordu? Daha mı sabırlı olmalıydı?

Emek Her Zaman Karşılık Bulur mu?
Her başarısız denemeden sonra kendini sorguladı. Belki daha yumuşak bir dil kullanmalıydı. Belki farklı cümlelerle anlatmalıydı. Belki bir kez daha denemeliydi. Denedi, bir daha anlattı, sonra bir daha ve bir daha…
Leyla dinledi, başını salladı ve unuttu.
Bu kez daha uzun mesajlar yazdı. Notlar bıraktı. Hatırlatmalar yaptı. Sabah uyandığında aklında hep Leyla vardı. Kendi işleri yarım kalıyor, kendi hayalleri sessizce rafa kalkıyordu. Enerjisi akıyor ama hiçbir yerde birikmiyordu.
Geceleri yorgun yatıyor, sabahları yine aynı yükle kalkıyordu. Kendine zaman kalmıyordu. Kendine soru sormaya bile vakit bulamıyordu. Tohum sulanıyordu ama tohum büyümüyordu. İşte Nalan, ilk kez burada emek ile öğrenme arasındaki ince farkı fark etmeye başladı.
Doğru İnsan, Doğru Zaman, Doğru Toprak
O akşam hava iyice soğumuştu. Bahçedeki ağaçlar rüzgârda hafifçe sallandı. Gökyüzü mor bir renk almış, kuşlar yuvalarına çekilmişti. Nalan hâlâ bahçedeydi, ektiği tohumu seyrettiğinin farkında değildi. Annesi bahçeye çıktı, yanına oturdu. Nalan’a bir şey sormadı, sadece bekledi.
Nalan annesine döktü içini. Yıllar boyunca açmaya çalıştığı kapıları, verdiği emekleri, her geri dönüşü ve her yeniden başlayışı… Annesi sessizce dinledi, sonra bahçeye baktı.
“Bir tohum iyi toprakta filizlenir,” dedi. “Ama taş zeminde ne kadar sulasan da kök salamaz. Tohum çürür. Emek de öyle… Gitmesi gereken yere gitmezse tükenir.” Nalan cevap vermedi.
Bir şey, yavaşça ve derinden yerine oturdu.
“Leyla’yı sevmemek değil bu,” dedi annesi usulca.“Ama onun toprağını sen hazırlayamazsın. O hazır olmadan sen ne kadar kazarsan kaz.”
Değişim Başkasında Değil, Seçimde Başlar
Ertesi sabah Nalan yine bahçeye çıktı. Hava daha da sertleşmişti. Nefesi beyaz buhar olarak havaya karışıyordu. Bir serçe duvardan duvara uçtu. Dallar ıslaktı, toprak donmak üzereydi.
Ektiği tohumun yerine baktı. Toprak hâlâ sessizdi. Henüz hiçbir şey görünmüyordu. Belki de hiç görünmeyecekti ama bu kez içindeki duygu farklıydı.
Anladı ki; bir şeyin büyümesi için yalnızca emek yetmiyordu. Doğru toprak, doğru zaman ve doğru ortam gerekiyordu. Bunları tohum seçemezdi, onu eken seçerdi.
Ayağa kalktı, ellerini silkelerdi, üzerine sildi. Bahçenin öbür köşesine kadar yürüdü. Uzun zamandır boş bıraktığı o köşeye… Orada da kazılmayı bekleyen bir toprak vardı. Elinde henüz ekmediği başka tohumlar vardı. Belki de bu tohumlar için doğru yer bu köşeydi. Yumuşak güneş ışıkları yine ıslak toprağa vuruyordu. Bu kez gün ışığı, o köşede parlıyordu.
Nalan, değişimin başkasında değil, kendi seçimlerinde başladığını artık çok iyi biliyordu.
11 Responses
Bu yazıyı okurken hangi toprağı boşuna ektiğim tohumu düşündüm. Uğraşıp uğraşıp da fayda vermeye çalıştığımız insanlar bir şey yapmadiginda acaba ben neden fayda veremiyorum diye düşündüğümüz zamanlar… Aslında biz bazen farkında olmadan boşa kürek çekiyoruz.
Sevdiklerimiz için ne kadar üzülüp çözüm yolları sunsak da onlar yol almak istemedikçe onların adına yürüyemiyoruz bu yolları.
İnsanın doğru kıyası bulmuş olması ne kıymetlidir.
İnsan kendi harekete geçmeden, kendi istemeden kimse onun için bir şeyleri degistiremiyor.
Hepimiz sevdiklerimizin iyi olmasını istiyoruz ama insan kendisi için iyiliği istemedikçe biz onlar için ne yapsak işe yaramıyor. Doğru tohum doğru toprağa doğru zamanda ekilmeyince verim alamamız gibi gerçekten de
İnsan ancak kendi çabasının meyvesini yer.
Her tohumun kendine has bir iklimi ve mevsimi vardır.
İnsanların da doğuştan getirdiği ve yaşantısından kaynaklanan farklılıkları vardır.
Effort alone is not enough; real growth depends on the right conditions, the right timing, and the right choices.🌻
İnsanın doğru zamanda ki yaptığı seçimler kendisinin doğru değişimini başlatır. Tıpkı topraktaki tohum gibi sessizce.
Doğru seçim doğru emeğin karşılığıdır öyle değil mi?
Taşıma su ile değirmen dönmüyor.
İnsanın değişimi ve gelişimi, kendi istek ve arzularını bağlı. Kendi toprağını ekilebilir hale getirmesi gerek.
Karşıdaki istemediği sürece kimse kimseyi değiştiremez. Tohum metaforu çok güzel olmuş:))
Değişim başkasında değil bizim kendi seçimlerimiz de başlar… Seçimlerimizi neye göre yapıyoruz??